Bu yazımızı okurken, özel müziğini de dinlemenizi tavsiye ederiz.  

Ses Klibi: Bu ses klibini oynatabilmek için Adobe Flash Player (Version 9 veya üzeri) gereklidir. Güncel versionu indirmek için buraya tıkla Ayrıca tarayıcında JavaScript açık olmalıdır.

Hülya SAÇLI

Hülya SAÇLI

 

 

Lapland  her zaman  kuzey kutup ışıklarının izlenildiği karlarla kaplı muhteşem doğası ile dikkatimi çekmiştir. Televizyon da izlediğim gezi programlarında  Hussky köpekleri ve ren geyikleri  ile kızak çekmenin keyfini yaşamak için gitmeye karar verdim. Ancak kutuplara yakın olması nedeni ile havanın çok soğuk olması beni biraz endişelendiriyordu , rahat fotoğraf çekemiyeceğimi düşünüyordum. Çünkü; Çok soğukta makinemin bataryasının  etkileneceğini  biliyordum.

Aylar öncesinden rezervasyonumu yaptım. Kar fotoğrafları nasıl daha güzel çekebileceğimi araştırmaya başladım. Gezi zamanı yaklaştığında valizim termal kıyafetlerle doldurdum. Artık Lapland’a gitmeye hazırım.

Altı günlük gezimize Helsink’i uçağına binerek başladım.Uçaktan indiğimde çok soğuk olacağını düşünmüştüm ama yaşamış olduğum yerden çok farklı değildi. O günü Helsinki de geçirdik.

Ertesi gün öğlen vakitlerinde Lapland’ın başkenti Rovaniemi’ye hareket etmek için havaalanına geldik. Uçağa bindiğimde cam kenarında oturmama sevindim. Çünkü ; İlk kez gittiğim coğrafyayı uçaktan seyretmek ve ayaklarımın altında olduğunu hissetmekten keyf alırım.Fotoğraf makinemi kucağıma aldım ve Lapland’ı fotoğraflamaya gökyüzünde başladım.

Kilometrekareye bir kişinin düştüğü Lapland esasında bir ülkeye değil bir bölgeye verilen isim. Finlandiya ve İsveç’in en kuzeyindek ortak bölgeyi kapsıyor.İsvaçliler ‘Lapland’,Finler ise ‘Lappy ‘ adını vermişler bu bölgeye. Bölgenin Barents denizi ve Norveç denizine kıyısı bulunuyor.

Donmuş göller ve ormanlar beyazlığın içinde kaybolmuşlardı adeta. Gökyüzü gri ve mavi tonları arasında katman katman yer değiştiriyordu . Dışarıya bakmaktan kendimi alıkoyamadım. Manzarayı hafızama yerleştiriyordum adeta. Yaklaşık bir saat  süren yolculuğumuz sonrasında inişe geçtik. Beyazlığın içinde binalar dikkat çekiyordu. Buzun üstüne başarılı bir iniş yaptık. Havalanında noel baba,ren geyiği ve hussky köpekleri ile  kar kristali şeklindeki keçeden yapılmış bir çok obje havaalanının bekleme salonunu süslemekteydi. Valizlerimizi alıp dışarı çıktığımızda halen çok soğuk bir havayla karşılacağımı sanıyordum ama gene çok soğuk hissetmedim havayı. Sonsuz beyazlık gözlerimi kamaştırıyordu. Valizlerimizi otobüse yerleştirip özel kıyafetlermizi almak için bu gece konaklıyacağımız Santa Claus ( Noel Baba ) köyümüze yol aldık.Yol boyu çam ağaçları arasından yaklaşık yarım saat süren yolculuktan sonra köyün girişindeki tesisden tulumlarımızı alıp giyiniyoruz. Kendimi robot gibi hissettim. Montumu çıkarıp tekrar giyindim. Tulumun içine çok fazla giyinmeye gerek  yok.

Ren geyiği çitliğine gidiyoruz. Evler bahçeli ve seyrek , mimari yapı doğaya uygun. Gözü rahatsız eden hiçbir unsur yok.

Çiftlikte  Japon öğrenci grubu  gönüllerince eğleniyorlardı .Turistik bir yer. Kızaklara bağlanmış ren geyikleri bizi bekliyorlardı. Geyiklerin bir çoğunun tek boynuzlu oluşu dikkatimi çekti. Her yıl geyiklerin boynuzlarını düşürüp yeni bir boynuz çıkardıklarını öğreniyoruz. Yaşlı erkekler boynuzlarını aralık ayında,genç erkekler ilk baharda dişiler ise boynuzlarını yazın düşürüyorlarmış.

İkişerli gruplar halinde kızaklara binerek geyik turumuza başlıyoruz. Kısa süren turumuzda muhteşem manzaranın içinden geçiyoruz. Kızağı ben sürdüğüm için fotoğraf makinemi almadım . Turumuzu tamamladıktan sonra makinemi alıp yürüyerek geçtğimiz rotayı fotoğraflıyorum. Akşam üstü güneş ağaçların arasında çok güzel görünüyordu, varış noktamıza geldiğimde kimsecikler yoktu, etrafa bakındım incin top oynuyor. İnsanlar  yok olmuştu.  Otobüsün bulunduğu  yere gittim otobüs yerinde. Bir süre etrafa bakındım çiftlik evine gittim yoklar nasıl olsa buradalar düşüncesiyle fotoğraf çekmeye başladım. Geyikleri görünce o tarafa yöneldim, grubumuzun orada olduğunu fark ettiğimde rahat bir nefes aldım. Geyiklerin boynuzları  istif  edilmiş satışa sunuluyor ancak  oldukça pahalı. Geyikleri ellerimiz besledikten sonra çiftlik evine giriyoruz. Geyik  boynuzundan avizeler , ağaçtan  yapılmış masa ve sandelyeler ile  hoş bir mekandı. Şöminede yanan ağaç kütükleri sayesinde içerisi oldukça sıcaktı

Tulumlarımızı çıkarıp ağaç bardaklarda bitki çayıyla birlikte çöreklerimizi yiyoruz. İçeriden dışarısı çok güzel görünüyordu. Masal dünyama girmiştim adeta. Hoş sohbetlerin ardından köyümüze gitmek için otobüsümüze biniyoruz. Hava da kararmaya başlamıştı artık.

 

Santa Claus  köyü Noel Babanın yaşadığı köy olarak tanınıyor.  Köy de buz otelde kalacağız. Vardığımız da dev çam ağaçların arasında renkli ışıklarla renklendirilmiş çok şirin binalar dikkatimi çekti.  Kuzey Kutup Çizgisinin geçtiği yer mavi renkle ışıklandırılmış. Valizlerimizi otele bırakıp köyü gezmeye başladık. Kış masalını yaşadığım köy çocukluğumdaki simli yeni yıl kartpostallarını andırıyor. Sürekli noel müziği çalıyor. Turistler devasa boyuttaki kardan adamla fotoğraf çektiriyorlar. Postaneye gidip kendim ve dostlarım için kartpostalları posta kutusuna attım.

Noel baba  hediyelik eşyaların satıldığı  dükkanda  özel bir bölmede bulunuyor ve turistler ile  yüksek bir fiata fotoğraf çektiriyordu . Çok iyi Türkçe konuşan Noel Baba  bir kaç kez ülkemize gelmiş ve çok beğenmiş. Fotoğraflardaki gibi  beyaz sakalı ve kostümüyle  çok sevimli  görünüyodu..Tursitik bir köy olan  Santa Claus da  Birkaç mekanda Noel babaların olduğunu öğreniyorum daha sonra.

Yemeğimizi buz otelimizde yiyecektik. Otele girdiğimizde içerisinde meyvemsi bir koku karşıladı,buzdan heykeller çok şirin ve ilginçti. Buzdan kadehlerle kokteyler ikram edildi. Odalar geniş bir galeriye açılıyor.  Her odanın duvarlarında farklı resimler yapılmıştı kardan. Galeride geniş bir yatak ve yere minderler konulmuş , Lapland’ıın doğasının gösterildiği video projeksiyon ile duvara yansıtılmış.  Minderlere oturup bir süre  videoyu izledik. Bu yatakta yatacağımı öğrenince sevindim. Yemeğimizi kristal avizelerin asıldığı restoran bölümünde  buz masaların üzerinde yedik.  Menümü geyik etinden hazırlanmış büftek ve mantar çorbası olarak tercih etmiştim.  Et yarı pişmiş bir şekilde geldi özelliği buymuş ama çok lezzetli bulmadım geyik etini.,mantar çorbası çok güzeldi.  Keyifli akşam yemeğimizin ardından otelde bulunan lastik tekerlekler dikkatimizi çekti, her birimiz birer tane alarak otelin arka kapısından dışarı çıkıp  kardan oluşturulan tepenin üzerine oluşturulmuş  kayak pistinde kaymaya başladık.  Çocuklar gibi şen ve neşeliydik ancak pisten kaymaya başladığımda  çok tehlikeli olduğunu fark ettim. Dik yamaçtan büyü bir hızla aşağı doğru kayarken viraja geldiğimde ellerimin serbest kalmasına engel olamadım ve uçmama ramak kalmıştı ki son anda tutundum.

Büyük heyacandan sonra yürüyüşe çıktık. Fotoğraf makinemi tulumun içine alarak  koruma altına aldım, inceden inceye kar yağıyordu. Hava o kadar temiz ki derin derin  nefes alarak  havayı içime hapsediyorum. Rovanniemi şehrinin ışıkları gökyüzünü o kadar güzel aydınlatıyorki kutup ışıkları olduğunu sandım. fotoğraf çekmede zorlandıkça tripotun gerekli olduğunun düşündüm.

Fotoğraf çekmeye çalışırken grubdan oldukça geride kalmıştım. Onları kaybetmiştim. Ne tarafa gittiklerini kestirmeye çalışıyorken bir taraftanda muhteşem doğanın içinde gecenin sessizliğinde tek başına yürümekte insana ayrı bir huzur veriyordu , Uçsuz bucaksız beyazlık ben de özgürlük hissini uyandır. kilometrelerce yürüyebilirdim temiz havada.  Uzun bir yürüyüşten sonra grubun yoldan ayrıldıklarını fark ettim kardaki ayak izlerinden onlarla buluştuktan sonra hoş sohbetler eşliğinde köyümüze geri döndük.Restoran da geldiğimizde üşüdüğümüzü hissettik.  Bitki çayı içerek sıcak ortam da ısındık. Bu gece uzun geçeceğe benziyor.  Buz yatakta yatmak hiç cazip gelmiyor. Tekrar dışarı çıkıp doğada bulunmak istedim. Bir kaç arkadaşla yeniden çıktık. Kimsecikler yoktu köyde daha çok fotoğraf çektim ayrıntılarına kadar.

Uyku tulumlarımızı alıp otelimize gittik. Tulumda terlemeye başlamıştım. kalkıp üstümdekilerin bir kısmını çıkardım,açılınca üşüyorsun kapanınca terliyorsun derken uymakla uymamak arasında sıkıntılı bir gece geçirdim. Sabah olduğunu odalarından çıkanların karda yürürken çıkardıkları gıçırtılardan anladım.

 

Kahvaltımızın ardından hussky köpekleri ile kızak çekmek için çiftliğe doğru yol aldık. Çiftliğe geldiğimizde köpekleri göremedik onların bizleri başka bir yerde beklediklerini söylediler, buraya kızağa nasıl kullanacağımız konusunda eğitim vermek için getirmişler. Çok dikkatli olmamız istendi,aksi taktirde ipin uzunluğunu iyi ayarlıyamazsak köpeklerin ayaklarını kırabileceğimizi söylediklerinde tedirgin oldum, her söylediklerini dikkatle dinledim.Rehberimiz ‘ her yer yerde fotoğraf çekebilirsinz ama bu farklı  deneyimi yaşamanızı öneririm ‘ dediğinde kızağı kullanmayı kabul ettim . Kızakların yanına gittiğimizde gördüğüm manzara karşısında şoke  oldum. Onlarca Hussky  kızakların başında olanca güçleriyle birbirleriyle boğuşuyorlar, Çok enerjik olduklarını söylemişlerdi ama bu kadarını beklemiyordum.Vahşi olmakla birlikte çok sevimlilerdi , insanı ürkütmüyorlar ama çok fazla yaklaşmamızı önerdiler. Beyaz tüylü mavi gözlü olanların dışında kahverengi gözlü koyu renkli tüylü olanlarda vardı. Onları coşkularını görünce bende heyecanlandım. Her talimata dikket ettim aradaki mesafeyi korumaya çalışarak  yaklaşık bir 10km kadar orman içinde ve donmuş gölde kızak sürdüm. .Muhteşem bir deneyimdi.  O kadar enerjiklerdiki hem koşuyorlar hem kar yiyip , birbirleriyle  boğuşuyorlar hem de sürekli dışkılarını yapıyorlar. Keyifli turun ardından çiftliğe geri döndük. Çiftli evinde bitki çayı ikram edilip köpekler ve coğrafya hakkında bilgi verildi. Sonra da Husskylerin barınaklarını gezdik. Hiperaktif köpekler bizleri coşkuyla karşıladılar. Onlarla fotoğraflar çekindikten sonra Ranua vahşi yaşam parkına yol aldık. Yemeğimizi parkın içindeki yerel restoran olan Ranua Zoo da yedik. Park dünyanın en kuzeyinde bulunmakta içerisinde ise 200 çeşit bölgede yaşayan hayvanı barındırmaktadır. Kutup ayıları,tilkiler ,vaşaklar,yaban domuzları ve geyikleri ile çok sayıda kuş türü.  Platformlar üzerinde yürüdüğümüz park da ağaçların her biri buzdan heykeli andırıyordu. Park da en ilgimi çeken hayvanlar kutup ayıları oldu. Gün boyu vakit geçirdiğimiz park oldukça büyüktü.

Akşam geceyi geçireceğimiz Rovanniemi deki otelimize gidiyoruz. Valizlerimizi bırakıp yemeğimizi yedikten sonra Şaman ayinini izlemeye doğaya çıkıyoruz.

Laponya da Şamanların olması dikkatimi çekiyor. Bu bölgede yaşayan Samiler ve  Şamanizm ile ilgil araştırma yapıyorum.  ‘Şamanlık’a dair ilk araştırmalar batılılar tarafından Samiler üzerinden başlıyor. 16. yüzyılda İskandinavya’nın en kuzeyinde fenotip olarak Asyalı olan Sami halkları var. Laponlar diye geçiyorlar. Laponlar ve Samiler ; Norveç ve İsveç’in Kuzey Kutup Dairesi içinde kalan bölgelerde çok eski tarihlerden bu yana yaşamakta olan bir etnik grup Lapon’ların günümüzdeki sayısı 60 000 kadar ve % 70 ‘ i Ural dil ailesine bağlı Sami dili olan Laponca konuşur. Laponların temel uğraşı Ren geyiği yetiştiricliğidir. Samiler bu bölgeye 4000 yıl önce gelmişler ve Ortaçağ yıllarında en kalabalık toplumun Samiler olduğu bilinir. ‘ olduğunu öğreniyorum.

Yarım saatlik bir yolculuktan sonra  yol boyu dizilmiş fenerlerden birer tane alıp doğa da yaklaşık bir kilometre yürüyerek şamanın bulunduğu yere ulaşıyoruz. Çardak ve çadır bulunan yerde ateşler yakılmış bizi  bekliyorlardı. Ateşin üstünde kocaman demliklerle hazırlanmış bitki çayları,yöreye uygun ahşap kuplarda ikram edildi, kekler, çörekler hazırlanmış,arzu edenler için sıcak şaraplar servis ediliyordu. Ayinden sonra Şaman’ın falımıza bakacağını söylediler, her birimize kurşun döktürdüler. Daha sonra Şama’nın bulunduğu çadıra giriyoruz , ortada ateş yanıyor yüzüne siyah boya sürmüş Şaman çok gençti, Kendi dilince uzun uzun konuştu. Rehberimiz kutup ışıklarının hikayesini anlattığını söyledi. ’Kurdun gökyüzünde dolaşırken etrafına renkli ışıklar saçtığını’ söyledi. Daha sonra her birimizin   falına baktı. Kurşunumu düşürdüğüm için parçalara ayrılmıştı Şaman benim kararsız bir insan olduğumu , her bir parçasında bol miktarda para çıktığını, bu yıl gemi seyehati yapacağımı ve parçalardan birini küpeye benzettiğini bunun çok nadir görüldüğünü ve şans getireceğini söyledi. Ancak aradan bir yıl geçmesine rağmen henüz çok param olmadı, gemi seyehatine de çıkmadım. Şans da henüz kapımı çalmadı.

Doğayı gece yaşamak da ayrı bir güzeldi. Tulumlarımız sayesinde üşümedik. Yoğun geçen bir günün ardından otelimize döndük. Ertesi gün kahvaltımızı yaptıktan sonra Rovaniemi’ye iki saat bir mesafede bulunan Kemi’ye gidiyoruz. Muhteşem manzaralar eşliğinde gökyüzü tüm güzelliğini sunarak bizlere enfes görüntüler sunuyor. Nüfusun azlığı trafiğin yoğunluğundan belli oluyordu. Dikkatimi çeken bir hususda  buzun üzerinde otobüsün normal hızında seyr etmesi. Bunun nedenini sorduğumda ‘ Tekerleklerin çivili olduğunu bu nedenle kayma riskinin olmadığını ‘ öğreniyorum.

Kemi Baltık denizi kıyısında olan  küçük ve şirin bir yerleşim yeri. Deniz donmuş olduğundan karanın devamı gibi görünüyor. Deniz kıyısında olan Snow Caste (buz kalesi)’ni geziyoruz. İçinde restoran ve odaların bulunduğu Snow Caste çok  büyük olmakla birlikte içinde buz heykellerle tam bir sanat galerisi. Gezip buz kalesine çıktıktan sonra buradan ayrılıp bu bölgede çıkarılan ve çeşitlilik bakımından oldukça zengin olan değerli taşların sergilendiği Gemstone galeriyi geziyoruz. Bu kadar çok çeşitli taşın sadece bu bölgede çıkarılması coğrafyanın ne kadar zengin olduğunun göstergesi. Yemeğimizi yerel ve şık  bir restorantta yiyoruz.

Deniz kıyısında fotoğraflar çekinip şehri gezdkten sonra Rovanniemi ‘ ye dönüyoruz. Bu akşam kar moturu ile kutup ışıklarını izlemeye doğaya çıkacağız. Gün boyu onun heyecanını yaşadım. Köyümüze geliyoruz motoru nasıl kullanacağımız anlatılıyor, Kaza yapmamız esnasında hasara karşılık 900 euro alacaklarını söylediler.  İlk kez motora binmem ve onu sürmek beni strese sokuyor. Heyecanla motorlarımıza biniyoruz. Tek sıra halinde diziliyoruz. Hareket ettiğimizde sakin olmaya çalışiyorum.  Çünkü arkadaşımla aynı motordayız, kendimden ziyade onu düşünüyorum. Yola çıktığımızda eğimli bir yol ve köprüden geçmemiz gerekliydi.  Soğukkanlılığımı koruyarak geçmeyi başarıyorum. Artık kendime güvenim gelmiş yolculuktan keyf almaya başlamıştım. Virajları oldukça başarılı bir şekilde geçiyorum. Ormanın içinden geçiyoruz. Müthiş bir doğa , tertemiz bir hava , kutup ışıklarını görme heyecanı derken kaskımın buharlaşması ile görmem zorlaşıyor. Kaskı yukarı doğru kaldırıyorum ama geri düşmesiyle hiç göremiyorum , Kaskla uğraşırken bileğime bağlı olan kablonun motordan çıkmasıyla  motorumuz duruyor ve yan yatıyor. bizde kara düşüyoruz. Doğa da tek başımıza kalmıştık. Bizde  bir şey yoktu ama 900 euroyu düşünmeye başlıyoruz .Motoru kaldırmaya çalışıyoruz  ama ne mümkün kaldırmak. Arkadaşım doğada tek başımıza olmamızdan panik  olmaya başladı ben onu sakinleştirmeye çalışıyorum ‘ bizim yokluğumuz fark ederler, bizi almaya gelen olur ‘ diyorum. Gecenin sessizliği ürkütücü gelmeye başladı, Kutup ayısı  ile  karşılaşma ihtimalimiz bize şaka gibi geliyordu. Bir süre sonra uzaklardan bir ışık görür gibi olduk hemen oraya doğru yönelip beklemeye başladım, El kol hareketleri ile beni görmelerini sağladım.görevliler geldğinde iyi olup olmadığımzıı sorduktan sonra motorun fotoğraflarını çektiler, kontrol ettikten sonra hasar olmadığını tespit edip yola devam edebileceğimizi söylediler.900 euro dan kurtulduk. Allahtan hızlı değildim aksi taktirde ağaca çarpıp  yaralanabilirdik. Arkadaşlar bizi coşkuyla karşıladılar çok merak etmişler.

Donmuş gölün üzerinde yanan ateşin etrafında çaylarımızı içip keklerimizi yiyoruz. Kutup ışıklarını görmek umuduyla ateşten uzaklaşıp gökyüzünü dikkatle izlemeye başlıyorum.

‘ Kutup ışıkları , Kutup bölgelerinde gökyüzünde görülen yeryüzünün manyetik alanı ile Güneş’ten gelen yüklü parçacıkların etkileşimi  sonucu ortaya çıkan doğal ışımalardır.’

Kısa bir süre sonra lazer gösterisine benzer gökyüzünde bir hareketlilik olduğunu farkediyorum ama kısa sürdü . Azıcıkta olsa kutup ışıklarının varlığın görebilmenin mutluğu ile dönüş için motorlarımıza biniyoruz.  En sonda benim gene.  Bu sefer tek başımayım. Arkadaş malzemeleri getiren araçla gidecek. Daha temkinli olmakla birlikte gerginim.20 kilometrelik  yol  daha bir uzun geldi keyf alamadım. Motor kullanmanında deneyim gerektiğini anladım. Sağ salim köyümüze geliyoruz. Heyecanlı geçen gecenin sonunda otelimize döndüyoruz.

Artık gezimizin sonlarına yaklaşıyorduk  tulumlarımızı teslim ettik. Tüm gün Rovanniemi deyiz. Yoğun programımızın ardından tüm gün serbest zaman.  Nehir kıysında kurulu olan şehri gezmeye nehir ile başlıyoruz. Koktuğum gibi tüm uğraşlarıma rağmen makinem soğukta çalışmıyor.İmdadıma telefon yetişiyor . Daha sonra şehir müzesine gidiyoruz  Önce müzenin cafesinde oturup sıcak çikolata  içerek biraz dinlenip ısınıyoruz.

Müzede en çok dikkatimi çeken planeturyum da yatarak izlediğim kutup ışıklarını oldu. Müze de şehrin tarihsel sürecini, yaşamını, doğal alanları tanıtılıyordu. Müze binasıda ilginç bir mimariye sahipti.  Müzede gitmemiz önerilen kereste müzesine gidiyoruz. Müzeden ziyade bir eğitim merkeziydi. Bir grup öğrenci ile karşılaşıyoruz orada, hem gezip hem de onların eğitimlerini izliyorum. öğretmenlerinin etrafında  toplanmış yaklaşık 15 öğrenci  dikkatle öğretmenlerini dinleyip, daha sonra dağılıp ikişerli gruplar halinde diğer bölümlere gidip incelemelerde bulunuyorlar. Oyun oynuyorlar,eğleniyorlar ama etrafıda inceliyorlar ve notlar tutuyorlar.Tekrar toplanıp konuşuyorlar gene dağılıyorlar.

Devasa boyutta traktöre binmek bile çok zor oldu. Çok çeşitli kereste  parçaları farklı şekillerde ve boyutlarda sergileniyordu. Gözlemlerimizin ardından şehri gezmek için dışarı çıkıyoruz. Şehrin sessiz ve sakinliği insana huzur veriyor. Burada yaşayan insanlar stresten uzak , güven ve huzur içinde yaşıyorlar.Şehri gezip alış verişlerimzi yaptıktan sonra sauna da yorgunluğumuzu atarak kış masalımıza noktayı koyuyoruz.