Bu yazımızı okurken, özel müziğini de dinlemenizi tavsiye ederiz… 

Ses Klibi: Bu ses klibini oynatabilmek için Adobe Flash Player (Version 9 veya üzeri) gereklidir. Güncel versionu indirmek için buraya tıkla Ayrıca tarayıcında JavaScript açık olmalıdır.

Timuçin HAN

Timuçin HAN

Bir Fotogezgin olarak bir çok şehri, ülkeyi gezdim. Turizm simgesi olmuş yerler, müzeler, büyük meydanlar, caddeler ve birbirinden ilginç sokaklar her zaman ilgi alanım oldu. Yakaladığım güzel anları objektifime yansıtırken,  duygu ve düşüncelerimi de gezi yazılarımla kaleme aldım… Fakat bu sefer ki yolculuğum  çok farklıydı.  Bir fabrika gezecektim, hem de herkesin sevgilisi olan bir lezzetin üretim tesislerinde bir gezinti olacaktı bu… Rotam, Coca-Cola fabrikası…

Aslında bu benim Coca-Cola fabrikası ile ikinci buluşmamdı. İlki oldukça eski. 1997’de öğrencilik yıllarımdayken, Coca-Cola’nın da üyesi olduğu, ÇEVKO Vakfının bir projesi ile Antalya’da buluştum Coca-Cola fabrikasıyla.  O dönemlerde ambalaj atıklarının geri toplanmasının önemini vurgulamak, bu konuda farkındalık yaratmak için Türkiye’nin çeşitli üniversitelerinden öğrencilerin katıldığı bir çalışma ile Antalya’yı adım adım dolaştık. Bu kapsamda, en keyifli duraklarımızdan birisi olmuştu fabrika turu…

Aradan yıllar geçti ve o zamanki izlenimlerimi hiç unutmamıştım.  Bir kez daha Coca-Cola fabrikasına gidecek olmak heyecanlandırdı beni. Bu kez eşimle birlikte tuttuk fabrikanın yolunu ve Coca Cola’nın tüketici ziyaretleri kapsamında İzmir Kemalpaşa Fabrikasına geldik.

Giriş kapısında güvenlik görevlileri bizi bir ev sahibi sıcaklığı ile karşıladılar. Hepsi çok nazik ve bir o kadar da misafirperverdi.  Fabrikada güvenliğe ve insan sağlığına çok önem veriliyor. Giriş kapısından, fabrika alanına gideceğimiz yolda her şey kurallara bağlıydı. Öncesinde fosforlu yeleklerimizi ve şapkalarımızı giyerek fabrikaya doğru yürümeye başladık. Tabii güvenlik görevlilerinin eşliğinde.  Bir an sanki havaalanının apronunda yürüdüğümü düşündüm. Çizgili alanın dışına geçmemek, kurallara özen göstermek vb. konular güvenlik nedeniyle oldukça hassasiyetle takip ediliyor.

Fabrika binasının içine girdiğimizde aynı sıcak karşılama devam ediyordu. Kalite Müdürü ve Mühendisleri karşıladı bizi. Birlikte toplantı salonuna çıktık. Bizim için hazırladıkları ikramlar eşliğinde (en sevdiğim anlardan birisidir) gerçekleştirdikleri sunumu izledik. İlk üretiminden, bugüne gelinceye kadar tüm kilometre taşlarını bir bir anlattı bize sağ olsun…

İlk merak ettiğim konu, herkes gibi benimde Coca Cola’nın içinde neler olduğu ile ilgiliydi. Öyle ya, herkes bir şeyler söylüyordu bu konuda. En yetkili ağızlardan alacaktım cevabını, hiç dururmuyum…

Coca Cola’nın %85’inden fazlasının su olduğunu öğrendim.  Suya ilaveten kafein (aynı miktardaki bir çayda bulunan yarısı kadar), şeker, karbondioksit, fosforik asit ve karamel… Bu balon balon olan ve serin bir içim sunan şey karbondioksitmiş meğerse 🙂  Siyah rengini veren ise karamelin ta kendisiymiş… Konuştuk bol bol. Artık fabrikaya inme vakti gelmişti.

Fabrika gözlemlerime geçmeden önce,  Coca Cola’nın tarihinden de kısaca bahsedeyim hemen sizlere.

Coca Cola,  1886 yılında Atlantalı bir eczacı olan John Pemberton tarafından hazırlanmış.  Bir öğleden sonra hazırladığı içeceği birkaç sokak ötede bulunan Jacobs eczanesine görüren Pemberton, burada bardağını  5 sentten satışa sunmuş.   Pemberton’ın muhasebecisi olan Frank Robinson bu içeceğe “Coca Cola” adını vermiş ve bu adı kendi el yazısıyla kağıda dökmüş. O günden beri Coca-Cola adı hiç değişmemiş ve Frank Robinson’un el yazısıyla aynı şekilde yazılarak kullanılmış.

Pemberton’ın ölümünden sonra Coca Cola’nın tüm haklarını yine Atlantalı olan işadamı Asa Griggs Candler, yaklaşık 2,300 dolara satın almış ve markaya gerçek vizyonunu kazandırmış.

Zaman ilerledikçe Coca Cola, taklit içeceklerin çoğalmasını engellemek için reklam kampanyalarına başlamış ve taklitlerinden ayırmak için farklı bir şişe şekli oluşturmaya karar vermiş.  1916 yılında herkesçe bilinen orijinal şişenin imalatına başlanmış.  Takvim 1982’yi gösterdiğinde 100. Yılını kutlayan Coca Cola, artık 165 ülkede tüketilen bir içecek haline gelmiş.

Başarılarıyla ünlü ve dünyanın en büyük şirketlerinden biri sayılan Coca Cola’nın bizim için en önemli özelliklerinden birisi de,  CEO’sunun bir Türk olması. Muhtar KENT, 2008 yılından bugüne bu büyük şirketin başındaki isim. İnsan gerçekten gururlanıyor…

Fabrika alanına inmeden tekrar kıyafetlerimiz değişti. Önlük, şapka ve ayakkabılar hijyen kuralları yeniden değiştirildi.  Ofisten fabrikaya inerken üretim bantlarını kuşbakışı görme şansınız var. Gördüğüm manzara tam bir otomasyon mucizesi.  Herşey tam otomatik makinelerde el değmeden, neredeyse ışık hızında ilerliyor. Daha aşağı inmeden gözümün önünden geçen onbinlerce şişe ışıl ışıl selamladı bizi…

Aşağı iner inmez, minik parmaklardan çıkmış resimlerin, fabrikanın kocaman cam duvarlarında büyütülmüş baskıları gözüme takıldı. Birbirinden güzel resimler, fabrika çalışanlarının çocuklarına aitmiş. Yaptıkları resimler ile anne – babalarının işyerlerini süsledikleri düşüncesi, eminim çok büyük keyif vermiştir onlara, bu detay ve jest oldukça hoşuma gitmişti.

Artık bantların içerisindeyiz. Hayat burada tıkır tıkır işliyor.  Nereye bakacağınızı şaşırıyorsunuz.  İlk karşımıza çıkan bant oldukça hayrete düşürdü bizi.  Büyük boy pet şişelerin dolumunun yapıldığı banttayız.  Minik laboratuar tüplerini bilirsiniz. Aynı bunlara benzeyen plastik parçalar, makine tarafından tek tek alınıyor ve içine verilen yüksek basınç ile, bir anda 2,5 litlerik bir pet şişeye dönüşüyor.  Kocaman pet şişeler, meğerse minicik preformlarmış.  Basınçla şişen ve şekillenen pet şişeler, yine el değmeden dolum yapılan bantlara taşınıyor.

Yeri gelmişken hemen söyleyeyim, İzmir fabrikası pet şişe üretilmesinde kullanılan enerji sarfiyatını 30-40 bardan, 17 bara düşürerek 2010 yılında Sanayide Enerji Verimliliği Proje Yarışması” ödülüne layık görülmüş.  Ayrıca fabrika, 1 litre içecek üretimi için kullanılan su miktarını 2,43 litre olan dünya ortalamasının çok altına,  1,19 ‘a indirerek çevreci bir rekora da imza atmış.

Geri dönüşümler, atık suların değerlendirilmesi vs… fabrikada bantlar durmak bilmiyor, gözle takip etmek de insanın başını döndürüyordu. Hemen bir başka banta geçtik…

Coca Cola’nın en önemli hammaddesi su.  Büyük tanklarda tutulan sular, Coca Cola’nın özel şurubu ile karıştırılıyor.  Şurup hazırlanırken, şeker, su ile karıştırılarak eritiliyor ve sonrasında 85 -90 derecede pastörize ediliyor. Sonrasında elde edilen şeker şurubu tanklara alınıyor ve soğumaya bırakılıyor.  Daha sonra gizli formüllü konsantre ile karıştırılarak doluma hazır hale getiriyorlar.  Bu gizli formüllü konsantre bu fabrika da dahil, hiçbir fabrikada üretilmiyormuş. Türkiye’ye ve tüm Avrupa’ya bu konsantreyi İrlanda’da ki fabrika üretip gönderiyormuş. Bu fabrikalar aslında birer şişeleme fabrikası. Yani tüm formüller burada hazırlanarak Coca-Cola üretimi gerçekleştiriliyor diye düşünmeyin.

Fabrikanın bir başka bantı, devasa büyüklükte bir bulaşık makinesi sanki.  Cam şişeler, büyük makinelerin içinde yıkanıyorlar.   Detaylı bir yıkamadan geçen cam şişeler yine otomasyon yardımıyla kontrol ediliyor ve dolumu gerçekleştiriliyor. Kapakları kapatılan şişeler, çatlak vb. olup olmadığı, doluluk seviyelerinin tam olduğu  gibi birkaç kontrolden de geçerek, kasalanmaya doğru yola çıkıyor.

Pet şişelerde de dolum aynı düzen ve süratte gerçekleşiyor.  Kapağı kapatılan şişeler, etiketlendikten sonra, her etiketin üzerene, dolum tarihi, fabrika adı, ve bant bilgileri yazılarak paketlenmeye geçiliyor.

Kalite kontrol laboratuarında ise belirli saatlerde bantlardan numuneler alınarak,  dolumu yapılan Coca Cola’ların kalitesi analiz ediliyor. Tüm dünyada aynı tadı korumak, bu sık kontrollerden geçiyor sanırım.

Fabrika içinde çok fazla insan dolaşmıyor, her şeyi teknoloji hallediyor. Bu durum teknolojinin tam anlamıyla kullanılmasından dolayı beni mutlu ederken, teknoloji istihdama da zarar veriyor diye de düşünmekten alamıyorum kendimi.

Tüm bantların arasında büyük bir merak ve bir o kadar da keyifle dolaştık. Yüz binlerce şişe, kasalar ve paketler haline tırlara yüklenip yola çıktı… Kim bilir hangi market, cafe, restoran ve alış veriş merkezinde, raflarda ve dolaplarda yerini aldı bizim üretimine şahitlik ettiğimiz o şişeler…

Afiyet olsun.

Sevgiyle kalın…
Timuçin HAN