Bu yazımızı okurken, özel müziğini de dinlemenizi tavsiye ederiz… 

Ses Klibi: Bu ses klibini oynatabilmek için Adobe Flash Player (Version 9 veya üzeri) gereklidir. Güncel versionu indirmek için buraya tıkla Ayrıca tarayıcında JavaScript açık olmalıdır.

Timuçin HAN

Timuçin HAN

LONDRA…

Nerden başlasam? Nasıl anlatsam? Bu kez kafam çok karışık… Neydi beni bu kadar etkileyen? Gidişteki büyük heyecanın, dönüşte yerini büyük bir veda etmeme isteğine dönüşmesi nasıl da şaşırtmıştı bizi… Bu cümlelerden de anlaşılacağı üzere çokça keyif aldığım bir seyahatten, Londra’dan bahsedeceğim sizlere…

Londra seyahatine eşim Tuğba ile birlikte çıktık. Dolu dolu bir seyahat bekliyordu bizi. Ben bir Fotogezgin olarak çok heyecanlıydım. Karşılaşacağım şehir her açıdan beni fazlasıyla tatmin edecekti. Bunu biliyordum. Tuğba için ise heyecan iki türlüydü… Farklı ve keyifli bir seyahatin yanı sıra mesleki bir pratik yapabilecek olmak oldukça güzel bir tecrübe olacaktı onun adına… Dokuz Eylül Üniversitesi’nde İngilizce Okutmanı olarak görev yapan eşimin, eğitimini aldığı ve öğrettiği dilin, İngilizcenin ana vatanında bulunması ve pratik yapması tarifsiz bir duygu olmalıydı… Burada yapılan etkileşim ve tecrübe İngilizcenin ikinci veya üçüncü dil olarak konuşulduğu diğer ülkelerden farklı olacaktı…

Londra’da bir hafta kalacaktık. Seyahat öncesi kendimce tüm detayları planlamış, gün gün bir yol haritası çıkarmıştım. Tüm hazırlıklarımızı tamamlamış uçuş için hazırdık artık… İstanbul’dan bindiğimiz uçağımız yaklaşık 4 saat sonra iniş için alçaldı… Günde 14 saat sürecek yorucu ve bir o kadar da keyifli olmasını beklediğimiz bir haftalık maraton için Londra semalarından süzüldük şehre doğru…

LONDRA’YA GENEL BAKIŞ:

AH ŞU ÖN YARGILAR!..

Londra için olumlu birçok şey duymuş olmama rağmen, Türk halkı olarak olumsuz bir sürü düşüncelerde uçuşur beynimizde… Kapalı havası, soğuk iklimi, bitmek bilmeyen yağmurları, dört mevsim güneşle yaşayan bizler için büyük bir iticilik yaratır. Bu hava şartlarının insanı kasvete düşürdüğünü tartışır dururuz yeri geldiğinde. Yaşayanlar için belki zaman bunları bastırmış olabilirdi ama ben içimde mevsimsel önyargıları çürütmüştüm. Kalın montlar, atkı, bere, eldiven, şemsiye vb. kıyafetlerimizle tam donanımlı gittiğimiz şehir bizi kucakladı ve bu olumsuz yüzünü göstermedi çok şükür. Takvimlerin Ocak ayını gösterdiği bir kış ta buluştuk Londra ile ve kaldığımız bir hafta boyunca hiç yağmurla karşılaşmadık ve de üşümedik…. Şanslı mıyız ne?

Bir başka önyargı da İngilizler üzerineydi. İngilizlerin iletişim kurulması zor ve genelde soğuk yapılı insanlar olduğu yine bir başka genel kanı olarak sıkça karşıma çıkardı. Özellikle İngilizlerin yanı sıra birçok ülke insanıyla bir arada olduğumuz başka seyahatler ve organizasyonlarda yer yer buna ben de katılıyordum… Beynimin diğer yarısında da tanıdığım, bildiğim İngiliz arkadaşlarım vardı… İş ortamımızda bulunan İngiliz arkadaşlarımızın hiç birinin böyle olmaması, sıcakkanlı ve dost tavırları kafamdaki bu düşünce ile savaşan en önemli silahtı… Neyse bu ön yargıyı çürütmenin mutluluğunu çok geçmeden ilk günümüzde yaşadık… Seyahatimiz boyunca birkaç danışma görevlisinin dışında herkes çok yardımsever ve güler yüzlüydü. Herhangi bir yerde bir şeyler danışmak için konuştuğumuz kişiler, nazik tavırlarıyla yardımcı olmaya çalıştılar ve ilgi gösterdiler. Çalan telefonlarını bile önemsemeyecek samimiyette bizimle ilgilenenlerin olması oldukça keyif vericiydi.

Eğer bir gün içinizde Londra’ya gitme isteği doğar ise, futbol virüsünden etkilenip holigan duygularınızı kabartmayın, iklim farklılıklarına, sanal alem yoluyla sosyal paylaşım ortamlarındaki olumsuz yorumlara kulak asmayın. Önyargı sahibi olup, besleyip, bu keyiften mahrum etmeyin kendinizi… Yaşayın, kararı siz verin…

KUŞBAKIŞI LONDRA TARİHİ:

Tarih konusunda detaylara girip, sizlerle ansiklopedik bilgiler paylaşmanın anlamı yok. Ama çok kısaca bilinmesi gereken birkaç detayı paylaşmadan geçmek de racona uymaz…

Dünyanın en eski şehirlerinden biri olan Londra’nın tarihi Julius Caesar’ın İÖ 55 yılında İngiltere’yi istila etmesiyle başlamış. Karaya çıkan Caesar, Thames Nehri’nin en dar noktasına Southwark’a ulaşana kadar kuzeye doğru ilerlemiş. Küçük kabilelerin yaşadığı karşı kıyıda büyük bir yerleşim yokmuş. Nehri köprüyle bağlayan Romalılar karargâhlarını kuzey yakada kurmuşlar ve buraya eski Kelt adından yola çıkarak Londinium adını vermişler. 1066 yılında Norman İstilası sonrasında ise başkent olmuş. 18. Yüzyıldan itibaren etrafındaki yerleşim alanlarını da içine alan Londra, zaman içerisinde iyice genişleyerek uzun süre dinsel ve siyasal bir merkez olmuş, 19. Yüzyıllarda da ticaret ve sanayide yaşanan etkili gelişmeler ile dünyanın en büyük ve en zengin kenti haline gelmiş. İlk kez 1066 yılında taç giyme törenlerinin Westminster Sarayında gerçekleşmesinin ardından İngiltere’nin Kraliyet başkenti de olmuş ve tüm kraliyet kutlamalarına da ev sahipliği yapmıştır. Tarihin bıraktığı tüm bu izleri Londra’da gezerken sıkça görmeniz mümkün.

TURİZM:

İngiltere’nin güney doğusunda bulunan ve ülkenin başkenti olan Londra, tarihi, dimdik ayakta duran yapıları ve dünyanın önde gelen iş ve finans merkezlerinden biri olma özelliği ile büyük bir ziyaretçi trafiği de yaşanıyor. Londra’da yaklaşık 10 milyon kişi yaşıyor, turizm sezonunun yüksek olduğu aylar da göz önünde bulundurulduğunda dünyanın en çok ziyaretçi alan ülkelerinin başında gelmesi şaşırtmıyor insanı. Turizmin taşıdığı önem, şehirde 5 havaalanının bulunmasıyla da teyit edilebiliyor. Bunların en önemlisi Heathrow Havaalanıdır. 1930 yılında kurulan alan, o kadar büyüktür ki 5 ayrı bölümden oluşur. Dünyanın en işlek havaalanı ünvanını da taşıyan Heathrow, yılda 70 milyon yolcu trafiğine sahiptir. Günde ortalama 1500 uçağın iniş – kalkış yaptığını düşündüğümüz de, içinden çıkılamayacak bir şaşkınlık yaşamamak elde değil…

ŞEHİR İÇİ ULAŞIM:

TRAFİK:

Londra’da trafik soldan işliyor. Bir Türk’ün buna alışması çok kolay olmadı şüphesiz. Araba kullanmayı bir kenara bırakıyorum, karşıdan karşıya geçmek bile ilk birkaç saatte büyük şaşkınlık yaratıyor insana. Şehir merkezinde trafik bir hayli yoğun, zaten bu konuda bir ünü de var diyebiliriz. Akıl almaz Londra Metrosunun varlığının da araç trafiğini rahatlattığını düşünürsek, mevcut yoğunluk masum kalıyor bir anda…

Londra, şehircilik anlamında çok düzenli ve teknolojiyi tam anlamıyla kullanan bir şehir. Trafik konusunda da bu tedbirler yine teknoloji yardımıyla alınmış. Bunun en çarpıcı örneklerinden birisi trafik sıkışıklığı önleme sistemi. Şehir içi yollarda asfaltların altına yerleştirilen sensörler yardımıyla o caddedeki trafik akış hızını tespit edilmesi. Araçların sensörler üzerinden geçme sıklığına göre bu trafik yoğunluğu tespit ediliyor, sonrasında devam eden kavşak ve yollardaki sinyaller ile birleştirilerek bir yapay zeka ile öngörülerde bulunuluyor. Başka bir deyişle trafiğin sıkışmasını beklemek yerine buna fırsat vermiyor ve ışıkların sürelerini, gerektiğinde trafiği başka noktalara kaydırmayı bu teknolojiyi kullanarak yapıyorlar. Oldukça ilgi çekici ve de faydalı bir kullanım.

Londra’da 2003 yılından itibaren “Trafik Sıkışıklığı Vergisi” adı altında bir vergi almaya başlamış. Eğer özel bir araç ile trafikte yol alıyorsanız buna dikkat etmeniz gerekmekte. Şehrin önemli merkezlerinde trafik yoğunluğunu engellemeye yardımcı olmak amacıyla araç kullanımını engelleyip, toplu taşımayı cazip hale getirmeye amaçlayan bu vergi, sadece bu alanlara giriş için söz konusu. Bu merkezlere girerken hatırlatıcı tabelalar ile uyarılıyorsunuz. Eğer bu alanlar için vergi ödeyen biri değilseniz buralara araçla giriş yaptığınızda para cezası ödemek zorunda kalıyorsunuz. Trafik kameraları geçiş noktalarında plakanızı okuyor ve bu alana girme hakkınızın olup olmadığını anında sorguluyor, eğer periyodik dönemler için bu vergiyi ödememişseniz, sistem para cezanızı hemen tahakkuk ediyor. Londra da sadece bu vergi kontrolünü yapan kamera sistemlerinin donanım ve verilerinin bulunduğu büyük bir data center hizmet veriyor.

METRO:

Londra metrosu Paris ve Moskova metroları ile birlikte dünyanın en meşhur metrolarının başında geliyor. Ülkemizde metro kavramının çok olmadığını düşünmekteyken Lonrda Metrosu ile tanışmak bu konuda zihnimi çok yormamam gerektiğini hatırlattı bana. Öyle ki, Londra metrosunun 1863 yılında kullanıma başlandığı ve dünyanın ilk yer altı ulaşımı olduğunu bilmek bile yeterli olabiliyor. Metro şehrin her noktasına kolaylıkla ulaşılabilecek şekilde düşünülmüş. Şehri karış karış kapsayan bir ağa sahip metro, şehirde yaşamayı oldukça konforlu hale getirmiş. Şehirde yaşayanlar ve turistler için en önemli ulaşım şekli olmayı geniş ağı, hızı ve kalitesi ile hak ediyor. Londra’da ulaşımı keyifli ve sorunsuz kılmak için bir seyahat kartı almanızda fayda var. Biz haftalık Travel Card aldık ve bir hafta boyunca metro ve otobüslere sınırsızca bindik. Kısıtlı zamanda çok yere ulaşmak isteyenler için pratik, hızlı ve de ekonomik bir çözüm. Kalacağınız gün sayısına göre Travel Card alternatifleri de sizi bekliyor olacak. Bir gün Londra’ya giderseniz bu detaydan asla taviz vermemenizi öneririm!

İngiltere’de Metroya “yer altı” anlamına gelen “Underground” denilmekte. Metrolar tam bir renk cümbüşü. Nasıl olmasın ki? Ayda 1 milyardan fazla yolcu taşıyan bir ağda her çeşit insanı gözlemleyebilmek mümkün. Zamana karşı yarışanlar, zamanı umursamayanlar, şık giyinip işine yetişenler, spor kıyafetleriyle koşmak için farklı rotalara gidenler, sırt çantalılar, şaşkın bakışlı yabancılar, yöresel kıyafetleriyle dolaşan farklı coğrafya ve kültürlerin gezginleri – elçileri… Kimi arıyorsan Londra metrosunda yerini almış…

İç içe, üst üste geçmiş tüneller, çok geniş hat haritaları, koşuşturan milyonlarca insana rağmen karmaşıklıktan uzak, kusursuz bir imkan sağlıyor. Okumayı çok seven bir toplumun metro istasyonlarında ücretsiz dağıtılan Metro gazeteleri, oldukça geniş içeriği ve fazla sayfalarıyla da yolculuğa eşlik ediyor.

OTOBÜSLER:

Londra otobüsleri tartışmasız şehrin, hatta ülkenin en önemli simgelerinden bir tanesi. Metro varken çok kullanışlı olmayan bu otobüsler, kısa mesafeler için pratik olabiliyor. Fakat klasik otobüslerin ulaşımdan çok turistik bir amacı olması da önemli bir bakış açısı. Milyonlarca turist, işi olmasa bile Londra’da bu çift katlı otobüslere binip, şehri seyrederek seyahat etmek istiyor. Eski otobüsler çok kalmasa bile yeni üretilen ve daha modern otobüslerde de aynı tasarım ve klasik duruş korunmuş. Bu duruşuyla Londra otobüsleri şehirdeki görsel şölenin önemli bir parçası olmaya devam ediyor. Yolculuğunuzda sakin bir otobüse denk geldiyseniz ve üst katın ön koltuklarında boş bir yer bulduysanız, şanslı olduğunuzu düşünün ve sesinizi çıkarmadan ışıltılı Londra caddelerinin keyfini çıkarın…

BİSİKLETLER:

Londra’da metro ve otobüse alternatif bir başka ulaşım aracı ise bisikletler. Hem keyiflik hem de spor olması açısından oldukça yaygın bir şekilde tercih edilebiliyor. Londra da bisiklete binmek kurallara uyulduğu müddetçe çok güzel. Hemen hemen her yolda bisikletler için özel alanlar ayrılmış durumda, belirtilen çizgileri aşmayıp güvenli ve sağlıklı bir şekilde kullanabilirsiniz. Şehir, bisikleti olmayanları ya da turistik amaçlı ziyaretçileri de düşünerek bir bisiklet ağı kurmuş. Şehrin çeşitli yerlerinde bulunan bisiklet noktalarından kredi kartınızı kullanarak ufak bir ücret ile bisikletinizi otomatik olarak alabiliyor, gün içinde dilediğiniz kadar kullandıktan sonra başka bir yerdeki bisiklet noktasına geri teslim edebiliyorsunuz. Ödemesinden teslimatına kadar tamamen insansız olarak çalışan bu emanet bisiklet sistemi, ulaşımda teknolojinin kullanıldığı bir başka Londra örneği…

TEKNELER:

Thames Nehrinde yol alan tekneler ulaşımın bir parçası gibi algılanmalımı çok emin değilim. Fakat nehir boyu alınacak mesafelerde otobüs ya da metroya göre çok daha keyifli ve aynı zamanda seyirlik bir yolculuk geçirebilirsiniz. Tamamı cam kaplamalı olan City Cruise tekneleri seyir keyfini de her zaman ön plana çıkıyor. Yolculuğun bir başka keyifli yönü de, mikrofonu eline alıp aynı zamanda çevreyi de anlatan kaptanların varlığı… Özellikle Thames’te gece yolculuğu oldukça güzel ve bir o kadar da keyifli bir keşif olacaktır…

YEME İÇME:

Londra oldukça pahalı bir şehir. Para birimleri Sterlin in Türk Lirası karşısında neredeyse 3 kat daha değerli olması bu farkta önemli bir etki olsa da, uluslar arası standartlara göre de pahalı bir şehir denilebilir. Seyahatinizde para hesabı yapmayacağınız bir gelir durumuna sahipseniz hiçbir sıkıntı yok, ama bir bütçe planı yapmanız gerekiyorsa haliyle yeme – içme konusunda kesin ve net bir duruş sergilemenize neden oluyor.

Londra’da tüm dünya mutfaklarından yemekler yiyebileceğiniz restoranlar bulabilmek mümkün. Ülkede çok fazla Hintli yaşamasından dolayı Hint restoranları bunların başında geliyor. Ayrıca, İtalyan, Fransız ve Çin Mahallesinde Çin restoranları bulabilmek mümkün.

Benim ve benim gibi çay tutkunu Türkler için yurtdışına çıkışlarda en büyük risk demleme çayın, kendi alıştığımız lezzetin bulunmaması. Özellikle İngiliz çayının baskın olacağı gerçeğiyle, yanımda epeyce poşet çay götürmüştüm. Fakat kaldığımız oteldeki çayın kalitesi yüzümü güldürdü, gerçekten çok güzel ve lezzetliydi, bu sayede kendi çayımızı hiç aramadım.

Kahvaltılarda ise klasik İngiliz kahvaltısı ile karşılaşacaksınız. Genellikle yağda yumurta, haşlanmış patates, domuz eti sosisi, mantar, fasulye, kuruasan, chedar peyniri ve sütlü çay sizi bekliyor olacak. Bu kahvaltının en kralıyla bile karşı karşıya kalan bir Türk asla mutlu olamayacaktır, bu da bir gerçek… Ama halinize şükredip bol ekmekle maçı idare etmekte fayda var… Ekmekleri oldukça lezzetli ve çeşitli. Bu konuda yüzünüz çok gülecektir…

Farklı restoranlarda yemek saydığım nedenlerden dolayı size çekici gelmeyecek olursa alıştığımız fast food restoranları size yabancılık çektirmeyecektir….

Eğer alkol kullanıyorsanız Londra’da bir puba gidip, İngiliz birası içmeden dönmeniz, Kahraman Maraş’a gidip dondurma yemeden dönmek gibidir. Bu durumu atlayıp alkol sever arkadaşlarınızın diline düşmeyin. Publar Londra’da sosyal yaşamın bir parçası gibidir, geceleri farklı özellikleri olan publar müşterilerini ağırlar. Alkollü içeceklerin yanı sıra, çay, kahve ve yemek sunan publarda oldukça fazladır.

Yazımın başında da dedim ya… Nerden başlasam? Nasıl anlatsam? Kafam çok karışık… Bu yazdıklarıma birinci bölüm, yani “Londra’ya Genel Bakış” diyelim…

Gezmeye asıl şimdi başlıyoruz…

Bir sonraki yazımda, ikinci bölümde buluşmak dileğiyle..

Sevgiyle kalın,
Hoşça kalın.
Timuçin HAN
Fotogezgin.com