Bu yazımızı okurken, özel müziğini de açmanızı tavsiye ederiz… 

Ses Klibi: Bu ses klibini oynatabilmek için Adobe Flash Player (Version 9 veya üzeri) gereklidir. Güncel versionu indirmek için buraya tıkla Ayrıca tarayıcında JavaScript açık olmalıdır.

Timur ÖZKAN

Timur ÖZKAN

Maori Kültürünü tanımak için; ROTORUA (YENİ ZELANDA)

Haritanın en doğusunda iki güzel ada, Dünya’da her yılbaşını ilk kutlayan ülke. Burası Yeni Zelanda, zenginliği, birey öncelikli yönetimi üzerine çok şey anlatılır, “çok kar ettiği sene mektupları üç gün ücretsiz taşıyan” Posta İdaresi gibi, “sol elini kullanan müşterleri için sağdan ciltli çek defteri veren” bankaları gibi. Ayrıca Türklerin çok sevildiği, Türkiye’ye karşı Çanakkale’den gelen bir sempati olduğu da çok yazılmıştır.

Bir zamanlar Başbakanın gezisi nedeniyle gazete ve televizyonlara yansıyan; burun selamı ve Haka Dansı görüntüleriye tanıdığımız Yeni Zelanda; toplamı Türkiye’nin 1/3 ü büyüklüğünde (268 000 km2) iki adadan ibaret. Nüfus ise 4,1 milyon, Başkent Wellington ve en büyük kenti Auckland Kuzey Ada’da.

Adaların yerlileri Polonezya kökenli Maoriler, şimdi azınlıkta, (% 15) yasal açıdan eşit olsalar da görünürde biraz daha geri plandalar, fakat nesilleri devam ediyor, Avustralya’nın yerlileri Aborjinler gibi yok olma arefesine gelmemişler. Ayrıca Maori kültürü yaşatılıyor, Maori Dili İngilizce ile birlikte resmi dil. Birçok turistik broşürde ve internet sitesinde Maorice çok kullanan kelimeler yer alıyor En çok kullanılan kelime ise Kia Ora. (Merhaba)

Maori kültürünü yaşatmayı esas alan politika, Yeni Zelanda’ya turizm geliri olarak geri dönüyor. Dünya’nın bu öbür ucunda gördüğümüz, enteresan ne varsa orada Maoriler vardı. Maorileri tanımak ve “Yeni Zelanda’yı gördüm” demek için kesinlikle Auckland dışına çıkmak gerek. Auckland’a en yakın yerler aynı zamanda en popüler gezi tercihleri olan Waitomo Mağaraları ve Rotorua Termal Şehri. Auckland ile birlikte Hindistan’ın Altın Üçgeni gibi birbirlerine 2-3 saat mesafede üç merkez. Bir çok tur düzenleniyor, ayrıca tren, otobüs, gemi seferleri de var, ancak daha iyisi araba kiralamak, benzin ucuz (Türkiye’nin yarısı), ilk başta biraz daha fazla dikkat gerektiren sol trafike bir kaç saatte alışılıyor. Şehir dışında trafik rahat, yollarda Amerikan filmlerinden tanıdığımız tek veya iki katlı küçük motellere benzeyen motor lodge ler var.

Waitomo, 200 km kadar güneyde tabiat harikası bir mağara, üst kotta bir rehber eşliğinde başlayan turda, yüzlerce yılda oluşan sarkıtlar-dikitler arasında, yer yer ateş böcekleri görüntüsü veren tavanlar altında yürünerek; alt kottaki bir yeraltı gölüne iniliyor. Buradan itibaren bir sal ile devam eden tur; dışarıda çok güzel bir yeşil doğa içinde bitiyor. İç içe, alt alta küçüklü büyüklü mağaralar arasındaki gezinin bir bölümünde, içinde bulunduğumuz mağaranın akustiğini göstermek için rehberin söylediği bir maori ezgisini dinlemek için bile buraya gelmeye değerdi. Yeni Zelanda’da başka mağaralar da var ama Waitomo kesinlkle görülmesi gereken bir yer.

Buradan doğuya doğru 150 km sonra Rotoru’ya geliniyor. Orman içindek yollarda, yer yer yolun daralmasına ve tek şerite düşen köprü geçişlerine dikkat etmek gerek. Rotorua’ya girer girmez şehre hâkim sülfür kokusu karşılıyor. Burası Rotorua gölü kenarında bir kaplıca merkezi, spa banyoları hemen her otelde var. Buradaki ilginç turistik etkinlikler arasında; çiftlik turlarında koyun şovu veya koyun kırpma seansı, at binme, vahşi hayvan parkında aslan besleme saati, helikopterle volkan, göle inen uçak, gölde bisiklet veya jetboat, suda ve karada giden ördek otobüs sayılabilir.

Ratura’daki otelimiz göle çok yakın, göl kıyısını gezdikten sonra, buraya gelenlerin en çok tercih ettiği yer olan Te Puia- Maori Kültürü Merkezi ve Whakarewarewa Gayzeri’ne gittik. Buradaki rehberimiz Anna da bir Maori, İngiliz ismini kabullenmiş görünüyor, büyük büyük dedesinin Maori, büyük dedesinin İskoç ve dedesinin ise Maori olduğunu söylüyor. Anna, önce ahşap oyma ustası atalarının el sanatlarını gösterdi bize, sonra geleneksel Maori Mimarisindeki evlerden oluşan model köyü tanıttı. Arkasından bir mini trenle tabiat yolculuğu başladı, küçük körülerden, tünellerden geçerek gayzere geldik, etrafta çamurdan fışkıran gazlar, sıcak camurlar, havadaki sülfür kokusuna artık alıştık. Trenden indikten sonra büyük bir akavaryum-ev de Kiwiler ve en sonunda Haka Dansı gösterisi.

Her gösteri, Maori toplantı evinin bahçesinde; yerlilerin beyaz adamı sert bir dansla selamlamaları ve yere bıraktıkları yaprağı turistlerden gönüllü ve yetişkin br erkeğin alması şeklindek bir karşılama ile başlıyor. Sonra beyaz adamın önderliğinde ayakkabılar çıkarılarak içeri giriliyor, içerde ikişer defa burun selamı ve arkasında gösteri başlıyor. Beş kadın ve dört erkek Maoriden oluşan grupta kadınlar Güney Amerikalılar gibi kıvrak, erkekler Afrikalılar gibi sert ritmlerle danslarını sunuyor, tam tam davul vb yok, bir gitar ve flüte benzeyen yerel bir enstrümanla yapılan dans esnasında bol bol dil çıkarmalar ve kol hareketleri var, fakat ahenk ve estetik de var. Sonuçta geleneksel kültürün çoşku ile yaşatıldığı bir gerçek.