Bu yazımızı okurken, özel müziğini de dinlemenizi tavsiye ederiz. 

Ses Klibi: Bu ses klibini oynatabilmek için Adobe Flash Player (Version 9 veya üzeri) gereklidir. Güncel versionu indirmek için buraya tıkla Ayrıca tarayıcında JavaScript açık olmalıdır.

Ali Adnan AKGÜNDÜZ

Ali Adnan AKGÜNDÜZ

Diyojen (M.Ö.404 veya 412 – M.Ö.323), dünyadaki nimetlerden kendini soyutlamış ve onları önemsiz görmüş. Bir fıçı içerisinde, gündüz vaktinde elinde bir fenerle yarı çıplak günlük yaşamını sürdüren akıllı bir deli. Kendisini bizzat ziyaret eden, kendisinden bir isteği olup olmadığını soran Büyük İskender’e, “Güneşimi kesiyorsun, gölge etme başka ihsan istemem” diyen Sinoplu bir filozof.
Babasıyla birlikte Sinop’tan Atina’ya sürgün edilmiş, “Sinoplular seni sürgüne mahkum etti” dendiğinde cavabı, “Ben de onları oldukları yerde (Sinop) kalmaya mahkum ettim” demiştir. Belkide Diyojen’in bedduası tutmuş, yüzyıllar sonra Sinop, zindanları ile anılan sürgün edilenlerin yeri olmuştu.

Sinop

Türkiye’nin kuzeyinde, Karadeniz kıyısında bulunan Sinop, yaklaşık 5000 yıllık geçmişi ile Anadolu’nun en eski şehirlerinden birisidir. Sinop Yarımadası ve Anadolu ana karası üzerinde kurulan şehir, coğrafi konumu sebebiyle Karadeniz’in en korunaklı doğal limanına sahiptir. Eski çağlardan beri deniz ve ticaret yolları üzerinde bulunan Sinop ayrıca Anadolu’daki İpek Yolu güzergahında da önemli bir konumda yer almakta idi.

Karadeniz’e hakim olmak isteyen her uygarlığın izlerini Sinop’ta görmek mümkündür. Bir Milet kolonisi olarak kurulan şehir daha sonra Roma, Bizans, Selçuklular ve Osmanlıların hakimiyetine girmiştir. Antik çağlardan beri ticari ve kültürel yoğunluğa sahip olan şehir aynı zamanda tüm bu dönemlerde kalesi ve Selçuklular döneminde yapılan tersanesi ile de bölgenin en önemli askeri üssü olmuştur.

Sinop Kalesi
Sinop Kalesi’nin yapılış tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Pontus Kralı IV. Mithridates M.Ö. 72 yıllında Sinop’a mabet, saray, gymnassium ve tiyatro yaptırmış, şehrin etrafını da surlarla çevirmiştir. Daha sonraki dönemlerde Sinop Kalesi, Roma, Bizans, Selçuklu, Beylikler ve Osmanlılar döneminde ekler yapılarak büyütülmüş, onarımı yapılmış günümüze kadar ulaşması mümkün olmuştur. Meşhur Sinop zindanlarının(Hapishane) da bulunduğu iç kale ise, 1214 yılında şehri aln Selçuklu Sultanı I.İzzeddin Keykavus tarafından yaptırılmıştır.

Dış Kaleyi enine kesen surla oluşturulan iç kaleye 11 tane burç eklenmiştir. Bu şekilde oluşturulan iç kale de ortasından bir duvarla ikiye ayrılarak güney ve kuzey olarak iki bölüme ayrılmıştır. Güney kısmı tersaneye dönüştürülerek gemi yapım ve tamiratına geçilmiştir. Bu bölüm Osmanlılar zamanında da önemini korumuş ve 1853 yılındaki Rus baskınına kadar devam etmiştir. Daha sonraları güney kısmındaki tersane kemerleri duvar ile örülerek hapishaneye dönüştürülmüştür.
Kalenin 4 ana giriş kapısının olduğu bilinmektedir. Batıya açılan ana giriş kapısı 1900 yıllara kadar geceleri kapatılmakta gündüzleri tekrar açılmaktaydı.

İç Kalenin zindan (Hapishane) olarak kullanımı 16. Yüzyıl’dan itibaren başlamıştır. Sinop’u 1640 yılında ziyaret eden Evliya Çelebi, “Büyük ve korkunç bir kaledir. 300 demir kapısı, dev gibi gardiyanları, kolları demir parmaklıklara bağlı ve her birinin bıyığından 10 adam asılır nice azılı mahkûmları vardır. Burçlarında gardiyanlar ejderha gibi dolaşır. Tanrı korusun,oradan mahkûm kaçırtmak degil, kuş bile uçurtmazlar” diye bahsetmiştir.

Sinop Zindanları (Hapishanesi)

Zindan terimi, Osmanlılar devrinde hapishane yerine kullanılmıştır. Hapishane yada cezaevi Tanzimat sonrası ‘Zindan’ yerine kullanılmıştır. Zindanlar genellikle kalelerin kulelerinde bulunurdu. Sinop Zindanları’da, önceden tersane olarak kullanılan iç kalede bulunmaktaydı. Sinop’ta İç Kale’nin resmi olarak hapishane olarak kullanılması 1887 yılında olmuştur. Bu tarihten sonra Sinop Zindanları, en önemli sürgün yerlerinden biri olmuştur. Bu öneminden Sinop şehri de etkilenmiş, resmen olmasa da Sinop’ta bir sürgün şehri konumuna gelmiştir. 1939 yılında İç Kale’nin kuzey bölümüne çocuk hapishanesi olarak ek bir bina daha yapılmıştır.

Sinop Hapishanesi’ni ‘Girilir ama çıkılmaz’ yapan bir çok neden vardır. Ancak iki önemli neden bu ünvanı daha da pekiştirmiştir. Birincisi Sinop şehrinin kurulduğu yerdeki coğrafi konumu ile ilgilidir. Sinop’a mahkum getiren gemiler Ak Liman’ın çok uygun koşulda bulunması sebebiyle sorunsuz limana girmekte ve hemen hemen hapishanenin kapısına boşaltmakta idi. Böylece ayrı bir taşıma aracına ihtiyaç olmuyordu. Ayrıca bir mahkum tüm engelleri aşarak hapishane ve kaleden kaçsa bile Sinop ili’nin dağlık ve engebeli arazisini aşma imkanı olmuyordu. Deniz yolu ile kaçmakta hemen hemen imkansızdır. İkincisi ise, hapishanenin konumundan kaynaklanmaktadır. Hapishane, iç kalenin güneyinde bulunmaktaydı. Bir mahkum iç kalenin surlarını aşsa bile , dış surlarla arasındaki boşluğa inip tekrar dış surlara çıkmak zorunda kalacaktır. Dış surların üzeri ise nöbet tutan ve sürekli devriye gezen güvenlikçilerle dolu idi. Bunlara ek olarak kalenin üzerine kurulduğu zemin şartlarıdır. Kalenin güney duvarında bulunan disiplin hücreleri ve bazı koğuşlar deniz seviyesinde olması nedeni ile aşırı derecede nemlidir. Hatta denizin kabarıp dalgaların vurması ile buralar diz boyu deniz suyu ile doluyordu. Bu nedenledirki Sinop Hapishanesi’den yatıp çıksalar bile sakat veya hastalıklı kalmak garanti idi. Bu nedenlerle Sinop Zindanları’ndan kaçış imkansızdır.
Tüm bunlara rağmen Sinop Hapishanesi’nden üç kişi kaçabilmiştir. Bunlardan ilk firar eden kisi ayakkabısının tabanına sakladığı küçük testere ile parmaklıkları kesip duvardan tırmanarak denize atlayıp kaçmıs, fakat üç gün sonra Ayancık’ta ekmek istemek için girdigi ev tesadüfen, o tarihte evinde tatil için bulunan, bir polisin evi çıkınca yakalanıp hapishaneye geri getirilmistir. İkinci kişi lağıma dalıp denize dogru yüzerek firar etmistir. Üçüncüsü ise aynı yolu denemek için lagıma atlamıs, fakat önceki kaçıs üzerine yapılan parmaklıklar yüzünden daha ileriye gidememis ve geriye dönmeyi de beceremeyerek boğulmustur.

Sinop Hapishanesi’nin Ünlü Konukları

Hapishaneden kaçışın imkansız olması, doğal olarak yönetimlerce istenmeyen, isyancı kişiler ve daha sonrada siyasi mahkumlar Sinop’a gönderilmişlerdir.

Osmanlı-Türk devlet, siyaset ve edebiyat adamlarından birçok ünlü kisi hayatlarının bir kısmını burada geçirmislerdir. Kırım Hanı Devlet Giray basta olmak üzere, Refik Halit Karay, Mustafa Suphi, Ahmet Bedevî Kuran, Refik Cevat Ulunay, Hüseyin Hilmi, Burhan Felek, Osman Cemal Kaygılı, Sabahattin Ali, Kerim Korcan, Osman Deniz,Zekeriya Sertel bunlardan bazılarıdır.
Diger cezaevlerinde oldugu gibi, Sinop Hapishanesi’nde de çok az mahkûm hatırat vb. yazı yazmıstır. Bunda hapishane sartlarının yazmayı engellemesi, mahkûmların genellikle cahil olması ve en önemlisi millet olarak yazmayı sevmeyisimiz önemli rol oynamıstır. Bilinenlerin baslıcaları sunlardır; Sabahattin Ali “Aldırma Gönül” ve “Eskıya Dünyaya Hükümdar Olmaz” baslıklı siirlerini ve “Duvar” isimli öyküsünü burada yazmıstır. Refik Halid Karay’ın “Memleket Hikâyeleri” adlı kitabında yer alan “Saka” adlı öyküsü de 1915 Sinop’unda geçer. Ahmet Bedevi Kuran’ın Sinop Cezaevi ile ilgili anıları “Mesrutiyet Zamanının Fizanı Sinop…” diye baslar. 1913 yılında Sinop’a sürülen Refii Cevad “Sayılı Fırtınalar” adlı romanında bir af sonucu Sinop Cezaevi’nden çıkanlara yer vermistir. Kerim Korcan “idamlıklar” adlı öykü kitabında Sinop’un ve cezaevinin fiziksel kosullarına deginmis, bu baglamda daha çok idam mahkûmlarının dısarıdaki ve içerdeki yasantıları ile psikolojik durumları üzerinde durmustur. Korcan ayrıca, daha sonra filme de çekilen “Tatar Ramazan” isimli öykü ile konusu Sinop Cezaevinde geçen “Linç” adlı romanını da burada yazmıstır (Ersoy 1997).

Anadolu’nun en kuzeyindeki Sinop Hapishanesi, “Esaslı bir ceza”dır mahkumlar için. Diyojen’in bedduası tutmuşmudur bilinmez ama bugün Sinop’un hemen girişinde ve iki kale arasındaki heykeli ve elindeki feneri ile tebessüm ederek karşılamaktadır gelenleri.