Bu yazımızı okurken, özel müziğini de dinlemenizi tavsiye ederiz… 

Ses Klibi: Bu ses klibini oynatabilmek için Adobe Flash Player (Version 9 veya üzeri) gereklidir. Güncel versionu indirmek için buraya tıkla Ayrıca tarayıcında JavaScript açık olmalıdır.

Oğuz Savaş UYSAL

Oğuz Savaş UYSAL

Zamanın durduğu yerde… Hayatın dışındayım. Elimi uzattığımda Midilliyi, Sivrice Fenerini en güzeli de denizler güzeli Ege’yi tutuyorum… Dünya coğrafyasında âşık olduğum yerde Kuzey Ege’deyim. Egenin koynunda Assos’tayım.

Hayatın kendisinden çok uzakta, zamanın durduğu yerdir Assos. Gelenlerin ilk gelişinde neden geldiğine anlam veremediği, sonrasında ise kopamadığı bir yerdir. Gezmesini bilmeyen için küçük bir yerdir. Küçük bir iskele birde eski köyden ibarettir derler. Oysa hiç de öyle değildir. Uçsuz bucaksız bir kenttir Assos. Kuzey Egede Tanrıların tanrısı Zeus’un biricik kızı Athena’ya atfedilen en büyük tapınağın yer aldığı kenttir. Aristotalesin ömrünün üç yılını geçirdiği en çok saygı gördüğü, girişinde heykelinin dikili olduğu belki de tek kenttir Assos. Öyle bir kenttir ki ülkemizin arkeoloji alanında yetiştirdiği en büyük değerlerden olan Ümit Serdaroğlu’nun ömrünün 25 yılını harcadığı ama kazılarını yinede bitiremediği yerdir.

Bir aşktır Assos. Hem de en karşılıksız olanından. Gelenlerin güneşi antik kentin en üst noktasında Midilliyi, Sivrice’yi ve denizler güzeli Ege’yi seyrederek şarap içerek uğurladığı, güneşin ise sevinçle doğup hüzünle battığı ender yerlerden biridir.

Assos Ayvacık’a 17 km mesafede yer alıyor. Assos’a birçok yerden ulaşım sağlanabiliyor. Özel arabanızla giderseniz Küçükkuyu’dan, Ezine üzerinden veya Ayvacıktan ulaşabiliriniz. Ayvacık üzerinden Assos’a doğru yola çıktığımızda bizi çok uzaklardan oldukça sarp bir tepenin üzerinde yer alan Athena Tapınağı selamlıyor. Köye ilk girişte Aristotales heykeli yer alıyor. Herkes arabadan inip resim çektiriyor. Gariptir ya kimisi, üzerinde yer aldığı kaideye çıkıp Aritotales’e olmasa da heykeline sarılma mutluluğunu fotoğraflıyor. Heykelin yanından yol, köyün içine ve iskeleye olmak üzere ikiye ayrılıyor.

Assos Antik kenti Behramkale köyü sınırları içerisinde yer alan antik kentin adı olmasına rağmen günümüzde köye genel olarak Assos da denilmektedir. Antik kent sınırları içerisinde yer alan Assos evleri çok iyi korunmuş. Cihan harbinden önce Arnavut ustalar tarafından yapılan evler günümüzde hala dimdik ayakta duruyor. İstanbullular atik kentin içerisindeki evleri satın almaya başlayınca antik kentin sınırları dışında yeni bir mahalle inşa edilmiş. Evini satan, Karaçaltı mahallesinde kendine ev yapınca köyün alt kısmında yeni bir köy ortaya çıkmış. Köylülerin dediğine göre antik kentte evi olan köylü çok da fazla kalmamış.

Yollar Arnavut kaldırımı, yürürken dikkat etmek gerekiyor. Köy meydanında tarihe tanıklık eden güzel bir kahve var. Masaları andezit taşından olan bu kahvenin kumda yapılan sakızlı kahvesi meşhur. İçmeden yola devam etmeyin. “Gayri” (Assos’ta köylüler çok kullanıyor) bizim kahve tüpte yapılmış olsa da siz yine de isteyin… Kahveden yukarı bir beş dakikalık yürüyüşle Athena Tapınağına ulaşıyoruz. Tapınak sarp bir tepede olmasına karşın eskiden etrafında koruyucu duvarları da varmış. Günümüze kısmi parçaları ve gözetleme kuleleri ulaşmış sadece.

Athena Tapınağı tüm antik kentlerde olduğu gibi tepenin en üst noktasında yer alıyor. Yani tanrıya en yakın olunan noktada… Günümüzde birkaç sütunu ayağa kaldırılmış bir de zemin kaplaması duruyor. Manzarası ise müthiş, her yer elinizi uzattığınızda tutabileceğiniz kadar yakın size. Akşamüstü gün batımında adettendir, gelenler şarap şişeleriyle geliyor, güneşi şarap içerek uğurluyor. Ayıp olmasın diye ben de öyle yaptım. Kadehimi Athena’nın Midilli’nin en önemlisi denizler güzeli Ege’nin şerefine kaldırdım.

Tapınaktan inip iskele yoluna saparsanız yaklaşık 200 metre sonra tüm ihtişamıyla batı kapısı uzaktan görünür. Kapıya kentin batı Nekropolünün içinden geçen Kutsal Yoldan yürüyerek ulaşılıyor. Yürürken sağınızda ve solunuzda birçok mezar kalıntısı yer alıyor. Kimisi M.Ö 5 ci kimisi M.Ö. 7. yüzyıldan kalma. Gariptir ki her mezarın içinde Assos hatırası çektiren bir canlıya rastlıyorsunuz. Mezarların içerisinde günümüze en iyi şekilde ulaşmayı başaran Publius Varius Mezarı (mezar odası hala dimdik ayakta.) Burada dikkat edilmesi gereken bir diğer öğe ise üst kısmında yer alan Polygonal duvar. Kentin en eski suru, çok az bir kısmı ayakta olan duvar M.Ö 6 y.y yıla ait. Kentin çevresinde 3.200 metrelik kent surları bulunuyor. Bu surlar yaklaşık 55 hektarlık bir alanı çevreliyor.

Kentin iki giriş kapısından biri olan batı kapısı günümüze ulaşmayı başarmış. Doğu kapısı ise nerdeyse tamamen yıkılmış. Kalan kalıntıları da çalıların arasında kaybolup gitmiş adeta. Batı kapısından girince sosyal yaşam alanları yer alıyormuş, fakat günümüzde nerdeyse hiç biri ayakta değil. Sadece Agoranın en ucunda yer alan Bouleuterion ve Kuzey stoanın kısmi duvarları ayakta kalmayı başarmış. Tavsiyem yolun sonuna kadar yürüyün, manzarası görülmeye değer.

Batı kapısına giden yola sapmadan devam ederseniz hemen sağda Köylülerin Deve Yolu dediği Eski Çağ yolu başlıyor. Yolun hemen başında büyük bir lahit var. Yol tamamen taş döşeme, hala ilk günkü sağlamlığını koruyor. Yolun birde efsanesi var. Hıristiyanlığın ilk kiliselerinin Anadolu’da kurulmasında ve yaygınlaşmasında büyük pay sahibi olan Aziz Paulus kenti ziyaret ettiğinde limana gitmek için bu yolu kullanmış. Limandan deniz yolu ile Roma’ya giden Aziz Paulus’un hem yolculuğu çok zor geçmiş hem de Roma’daki iki yıllık tutukluluğunun ardından öldürülmüş. Önce yolun başındaki lahiti görüp sonrada Aziz Paulus’un yaşadıkları aklınıza gelince yolun tamamını bir türlü yürüyemiyorsunuz nedense… Ben yürümedim ama bir dahaki sefere yürümeyi düşünüyorum (Her gidişimde aynı gerekçeyle yürümedim. Deneyin işe yarıyor. Kimseyi olmasa da kendi kendinizi rahatlatıyorsunuz)

İskeleye inerken yolun solunda Antik Tiyatro yer alıyor. Zeminden 43 metre yüksekliğinde olduğu tahmin edilen sahnesinden eser yok şimdi. Seyircilerin oturma kısımları kısmen günümüze ulaşmış. Büyük bir kısmı restore edilmiş. Doğal bir kaya oyuğunun içerisine inşa edilmiş olan tiyatro Roma Dönemi eseri. Bir zamanlar beş bin kişilik kapasiteye sahipmiş.

Assos İskelesi oldukça küçük bir alana sahip. Bir zamanlar palamut deposu olarak kullanılan binaların üst kısımları günümüzde otel, alt kısımları ise restaurant olarak kullanılıyor. Adettendir balık için pazarlık yapın. Meze için ise tüm kuzey Ege’de olduğu gibi burada da sınırsız alternatife sahipsiniz… Sofrada rakıyı unutmamak lazım.

İskelede kumsal yok. Onun için her otel, her kafe hemen ön kısmında ahşaptan iskele yapmış. Deniz keyfini burada çıkarıyorsunuz. Tavsiyem küçük limanın fenerinin önünden denize olta atın müthiş huzur veriyor insana…

Deniz kum keyfi yapmak istiyorsanız Kadırga koyu, Koruoba ve Sivrice Sokakağzı kısmına gitmeniz gerekiyor.

Konaklama için birçok alternatif var. İsterseniz iskelede, isterseniz köy içerisinde pansiyona dönüştürülmüş olan taş evlerde kalabilirsiniz. Ben köy içerisindeki Taşlı Köşk Pansiyonda kalmayı tercih ettim. Gece de gündüz de manzarası harikaydı… Zamanın burada neden durduğunu daha iyi anlıyorsunuz.

Yolunuz düşerse tavsiye ederim. Assos Çanakkale Ayvacık’tan 17 km sonra.