Bu yazımızı okurken, özel müziğini de dinlemenizi tavsiye ederiz… 

Ses Klibi: Bu ses klibini oynatabilmek için Adobe Flash Player (Version 9 veya üzeri) gereklidir. Güncel versionu indirmek için buraya tıkla Ayrıca tarayıcında JavaScript açık olmalıdır.

İffet DİLER

İffet DİLER

Senin sabahlarını seviyorum. Kuşlar denizin tuzunu oradan oraya savururken uyanmak günün ilk güzel haberi. Güneşin yüzünü suya verdiği çapkın ışıklarını seyretmek aşıkların işi…Tabii şiir peşini bırakmaz çoğunun. Sözcükleri hesapsız dökenler şairler ve çocuklar. Yaşamaktan sadece onlar korkmuyor. Ölümü unutturuyor dizeler. …Bir şey var aramızda Senin bakışından belli /Benim yanan yüzümden /Dalıveriyoruz arada bir /İkimiz de aynı şeyi düşünüyoruz belki /Gülüşerek başlıyoruz söze.. Nahit Ulvi Akgün Çin Çin pastanesinin oralarda karşılaşmazsanız Halkevi’nin önünde belki de fuar’da ıhlamur ağacının gölgesindedir. Sesini duydunuz mu? O veda ki aramızdan ayrılmış olsalar da tanıdık bir kokuyla sarmalar sizi. Kentleri niye seversiniz? Niye dönmek istersiniz? İnsanları mıdır sebep?

Kemeraltı, kapısını açmaz sevmesini bilmeyene. Sırrını vermez solmuş insanlara. Böyle buyurun sevgili okuyucu; adımlarınız adımlarımıza denk gülüşünüz yakamızda manolya olsun.

Sanal seyyahımız Timuçinle sohbet ederken böyle bir karar aldık. Sen yazarsın ben de fotoğraflarım demişti. İçimdeki kırlangıçlar hayretle fırlamıştı yerinden. Arkadaşlık güzel şey, pencereni açık bırakırsan. Pasaport’ta gevreklerimizi yedik. Eski günlerden dedikodular sığındı fısıltılara.. Oradaki bina eski CHP… Alt katında yengen tost yapan biri vardı..Önü yeşillikler içinde çay bahçesi..Kantar karakolu!.. İçim üşüdü nedense.. Sen kumru yedin galiba değil mi Timuçin?…Yeni aldığım anlaşılması zor, süslü fotoğraf makinemi gösterdim çaylarımızı içerken…Fazla oturamadık zira belediye ahşaptan taşılmasına kızıyormuş. Çizgi sınırı var. Martılara yasak yok. Göçmen olanlara hiç. Büyük postahane’nin oradan taksiyle vapur iskelesine geldik.

O kırmızı kayık var ya işte o ressam Vedat Mavitan’ın oğlu Bihrat Mavitan’ın çalışması. Kadınların kanatları kayık, erkeklerin bereketi. Şimdinin sevdalıları omurgasına yaslanıyor. Güneşinde içine kaçıyor. Kuytusunda mektup bırakmışlardır giderseniz arayın. Deniz bu kadar uzaklaşmamışken, saat kulesi saçlarını sararken, Akif vardı. Camları güneşle yanan Akif. Hükümet konağı yanmıştı?…”Aslına sadık kalınarak……..” onarıldı. Güngörmüş binaların özelliğidir tavanları yüksek olur. Penceresi yaşar. Nefes alıp verir. Klimaya ihtiyacınız olmaz. Gelip geçerken dokunun ona sevdiğinize sarılır gibi. Ağrılarını dindirmek istercesine yapın bunu. O çınar!..Neler gördü? Fotoğrafların ortak tanığıdır emin olun. Hadi!..Ali Galip’in oradan geçelim. Çakmaklara gaz satan kocaman amca yok bugün. Eczacıbaşı’nın yerinde giysi satıyorlar. Konak sineması.. pasaj..” Gökten İnen Melek”.. Konserler.. Hayal olmuş.. Sağ tarafta mis gibi Karadut şerbeti… Babaları yok, oğullar karşılamayı unutmuşlar. Gariptir Kemeraltı geç uyanıyor. Erken kalkan çok yol alır derdi ninem. Yavuz kitabevi!.. Boyum yetişmezdi ama öyle güzel konuşurdu büyürdüm… Gullıver oldum şimdi.. ”Küçükhanım… size 80 Günde Devri Alem’i öneriyorum… Jules Verne… Düş bahçesini gezin. Olur mu?..Nefesinizi içinize çekin..Kahve kokusu, adaçayı, baharat, Anafartalar karakolu. Öncesi ilk Müslüman eczanesi. Veysel çıkmazını geçtik mi yoksa? Enis Kipman kaktüslerini sulamış, kırmızı pullu balığına yem veriyor. Masanın üstü reçete dolu. Astım ilaçları hazırdır. Oyuncak niyetine ilâç kutuları, pembe optalidon, daracık döner merdiven. Şimdi gevrekçi. Ağla küçük kız!..Fırıncı Osman, turşucu, şambalı satan yok.. gitmişler baksana..Sahlepçioğluna doğru döndük… Kaymaklı ekmek kadayıfı yer misiniz? Helal hoş olsun… Naci Gündem piyanosunun başında, Çatalkayayı çalıyor. Sohbete gelir Giritli karanfil… Ali Balım’ı bıraktık Hamza Nuri Rüstem’in dükkanına doğru yürüyoruz. İlkokul, üniversite, ilk fotoğraf makinesi Lubitel… Kapat anılarının zamanını, kapat bitsin artık…

Dükkanlar birbirine benzemiş..Herkes aynı saç tokasını satıyor duyduk duymadık demeyin…Balıkçılar çoktu. Eh balık da tabii. Karides’i bedava verirlerdi. Turşucunun el arabasında her şeyin limonlusu ikrama dönüşürdü. Yorulunca dükkan açtı. Şimdi torunlar mı çalıştırıyor? Kuşlar, köpekler, sülük satan adam ve zahmetsiz, sırt sırta balıklar, roka birinci, limon sulu…Hasan ağabeyi bulamadık. Behçetle konuştuk, kahve içtik. Kasaplar büyük marketlerle ayrılıyorlar yaşantımızdan. Bembeyaz giyinir, camekânlarından fesleğeni eksik etmezlerdi. Kapılarında her daim perde olurdu. Mavi boncuklu, kargıdan…hanımlar, beyler yemek tarifi dağarcıklarında uğurlanırlardı… Memleket meseleleri konuşulur, mümkünse köftenin kıyması ekmek içinde kucaklanırdı.

Bir alt sokaktayız artık… Kumaşçılar başınızı döndürmesin. Her an çılgınlık yapabilirsiniz… Kestane pazarı, gizli dünya… Hasır sepetler, evlere sarma, sünnet eşyaları, kış geldi soba mı lâzım?… Kestane, mısır pişir,ev sinemaya dönsün, kandillere yağ. Bozulan kilitler değişir, bıçaklar bilenir, “s” kancalara tablo asılır. Evlenenlere hamam tasları, kına torbaları, gelinlikler, maşallah ve tüyler … Daracık sokak sandalyelere açılmış. Yıkık ev toz duman içinde. Yırtık parçalar sağda solda. Hayatı dağılmış. Karmakarışık her şey. Nikah şekerlerini bıraktık yerinde.

Timuçin; şurada şadırvan vardı öğle tatilinde gelip adaçayı içerdi. Tahta sandalye, ekose masa örtüsü. Saatçi kapatmış. Zaman cep telefonlarında kime ne!..Çiçekçiler azaldığından beri boynu bükük bakıyorum Hisar camii’nin önünden geçenlere. Hem konuşup hem de gezmek hoşluklarından eylül ayının. Sonbahar hercai menekşelerini çağırdı. Onlar bile kıkır kıkır gülüşüyorlar. Kızlarağasındayız!..

Timuçin ne dersin onu da sonraki yazıya saklayalım mı?…